Lineer zaman düzleminde yer alan geçmiş, gelecek ve an kavramları, aslında mutlak zaman içinde ve mutlak şimdiliğin bir tezahürü olarak oluşur. “Geçmiş” dediğimiz o şimdilikte yaptığımız seçimler, “geleceğimizdeki” şimdiliğimizi oluşturur. Çoğu insan ne yazık ki, geçmişin şimdiliğinde tekrar tekrar yaşayarak, “An”daki şimdiliğini tam olarak deneyimleyemez. Ve bu durum, An’daki şimdiliği yaşayamadığı gibi, gelecekteki şimdiliğinde oluşacak potansiyellere de engel olur. Çünkü geçmiş, sürekli güncel kalır ve geçmişin şimdiliği, an’ın şimdiliğini ve geleceğin şimdiliğini sürekli etkiler.
Şimdilikte yaşanan tüm zamansal değerlere verdiğimiz geçmiş, gelecek ve an kavramlarının göreceliliği, içinde bulunduğumuz uzay-zamanın lineer olmasından ve böyle algılanmasından kaynaklanır. Zamanın rölativitesine daha önce değinmiştik, ancak zamanın bir varlık olduğunu daha önce belirtmemiştik.
Peki, zaman nasıl bir varlık olabilir? Zamanın varlık değerinden bahsedebilmek için, zamanın varlıklaşma anındaki ilk sahnesinden bir öncesine geri dönmek gerekir.
Mutlak yokluk değerleri Mutlak varlık değerlerine dönüşmeden önce zamandan bahsetmek mümkün değildir. Zaman, Mutlak yokluk değerlerinin mutlak varlık değerlerine dönüştüğü o şimdilik anında ortaya çıkmıştır. Mutlak varlık değerler içinde sonsuz sınırsız uzaya dağılmış bütün süper güç boyutları ve bu boyutlarda yer alan evrenler, galaksiler, güneş sistemleri, gezegenler, yıldızlar, insan, hayvan, bitki, mineraller, kuantlar ve onların altındaki parçacıklar bulunmaktadır.
Bu durum, Sufi düşünür Mevlana Celaleddin Rumi’nin “Dün geçti, yarın gelmedi, şimdiyi yakala!” sözündeki gibi, ‘An’ın mutlaklığını ve zamanın sadece bir şimdilikler zinciri olduğunu fısıldar. Ya da Zen ustalarının “Şimdi ve burada ol” öğretisi, bizim bu ‘mutlak şimdilik’ içindeki varoluşumuza işaret eder. Zaman, sadece akıp giden bir çizgi değil, her an kendini var eden yaşayan bir olgudur.
Bu bağlamda, ilk zamanın Ezel ile Ebed arasındaki mutlak şimdilikte yaşanan zamansal değer olduğundan bahsedebiliriz.
İlk zaman sadece mutlak idareleyici fonksiyonelliğin ortaya çıkışından sonra, Zaman an kavramı kademeli olarak düşürülmüş ve düşük kıymetli olan Alfa zamana kadar indirgenmiştir. Her zamana özel mekânlar ve formlar da bu süreçle birlikte oluşturulmuştur.
Varlık özleri olan mutlak karakterli bilinç potansiyelinin varlıklaştırıcı etkinlikleriyle, porlara yüklemiş oldukları programlarla süper zaman ve mekân bantları oluşturulmaktadır. Bu porlar, belirli programlar yüklendikten sonra “Pirmadi Devre Sistemlerinde” uzaya sevk edilir. Bunlar, kendi varlıklarındaki programa göre uzayın belirli koordinatlarında birbirleriyle kesişerek süper güç boyutlarını meydana getirir. Süper güç boyutları, bu koordinatta kendine özel zamanı, bu zamana uygun mekânı ve bu mekâna uygun bir formu varlıklaştırmıştır. O halde varlık daha sonradan, mutlak varlık dahilinde varlıklaştırılmıştır.
Bütün bu oluşumların kendine özel zamanı vardır. Tıpkı evrenimizin kendine has zamanı olduğu gibi. Hatta atomik yapıyı oluşturan kuantların yörüngesel dönüşlerinde kendilerine has zamanları olduğu gibi. Mikro kâinatların ve makro kâinatların hepsinde zamandan bahsetmek mümkündür.
O halde zamanı süper güç boyutları ile birlikte kabul etmek lazımdır. Süper güç boyutlarının dışındaki uzaydaki mutlak yokluk değerlerinde zamandan bahsedilemez.
İçinde yer aldığımız Samanyolu Galaksisi’nin kendine ait zamanı, maddenin hareketli, ışıkî aktif porlarından husule gelmiştir. Ve çekirdek Dünya’da yaşayan bizler de bu Alfa zamansal değerleri, Dünya’nın güneş etrafında bir periyotluk dönüşüne bağlı olarak algıladığımız şekilde zaman kavramını ortaya çıkarmaktayız. Dünya’nın şu anki karakterine göre ulaşılabilecek en yüksek hız ışık hızıdır.
Ünlü kozmolog Brian Greene’in, uzay-zamanı bükülebilen ve gerilebilen bir kumaş gibi tasvir etmesi, bu göreceliği daha anlaşılır kılar. Bir kara deliğin yakınında zamanın yavaşlaması veya evrenin genişlemesiyle birlikte zamanın kendisinin de farklı akması gibi olgular, zamanın mutlak bir cetvel olmadığını, aksine uzayla iç içe geçmiş dinamik bir varlık olduğunu gösterir. Bu, lineer algımızın ötesindeki potansiyelleri işaret eder.
Dünya değişim dönüşüm programına uygun olarak ilerlerken, maddeyi oluşturan atom ve atom altı parçacıkların yapısı da değişecektir. Akışkanlığı (seyyalitesi) değişen Dünya’nın zaman kavramı da bu değişime uygun olarak farklılık gösterecektir. Şu an algıladığımız 4 boyutlu zaman, kim bilir o zaman kaç boyut daha kazanacaktır?
Tüm bu kozmik dans ve Galaktik Hizalanma hadisesi, bize sadece evrensel bir değişimi değil, aynı zamanda kendi varoluşumuzda da köklü bir dönüşümü işaret ediyor. Alfa uzay-zamanının sonlanması ve Beta Zaman’a geçiş, artık bildiğimiz “geçmiş, şimdi ve gelecek” kavramlarının ötesine, daha bütünsel ve eş zamanlı bir idrake kapı aralıyor. Güneşin farklı bir doğrultudan doğuşuna tanıklık etmek, sadece gökyüzündeki bir değişim değil, aynı zamanda algımızın, bilincimizin ve yaşamla olan ilişkimizin de yeniden tanımlanması anlamına geliyor.
Bu yeni zaman dilimi, bizleri alışageldiğimiz dualistik düşünce kalıplarından sıyrılarak, daha yüksek bir farkındalık düzeyine evrilmeye davet ediyor. Alfa uzay-zamanının döngüsünün sonu, bir son olmaktan çok, sonsuz potansiyellerle dolu yeni bir başlangıcın habercisidir. Artık zamanın sınırlayıcı zincirlerinden kurtularak, daha geniş bir idrak ve yaratım gücüne erişme fırsatına sahibiz.
Üzerimizdeki sorumluluk büyük: bu kozmik uyumlanmaya ayak uydurmak, eski kısıtlayıcı inançlarımızı bırakmak ve yeni zamanın getirdiği potansiyeli idrak ederek insanlık olarak kolektif bilincimizi yükseltmek.
Geçmiş sadece bir yankı, gelecek ise henüz yazılmamış bir melodi. Gerçek güç, “An”ın mutlak şimdiliğinde gizli. Bu an, her şeyin başladığı ve bittiği, bilincimizin dans ettiği kutsal düzlemdir.
Her birimiz, bu kozmik senfonide benzersiz bir notayız. İçimizdeki bu eşsiz frekans, evrenin sonsuz rezonansıyla buluşurken, artık sadece zamanın akışında sürüklenen varlıklar değil, zamanın kendisiyle uyum içinde titreşen bilinçler olmaya davetliyiz.
Alfa’nın sonu, Beta’nın şafağı… Bu, bir çağın kapanışı ve insan bilincinin bir üst boyuta sıçrayışı demektir. Bu değişime direnmek yerine onu kucakladığımızda, sadece kendi bireysel kaderimizi değil, tüm insanlığın ve gezegenin kaderini yeniden yazma gücüne sahip olduğumuzu göreceğiz.
Beta Zaman’a hoş geldiniz; uyanışın, dönüşümün ve sonsuz potansiyelin yeni zamanına! Şimdi harekete geçme ve bu eşsiz ana tanıklık etme zamanı.
